Reflü Tedavi Yöntemleri

Reflü Tedavi Yöntemleri

REFLÜ CERRAHİSİ Reflü Hastalığı Nedir? Normalde sindirim sistemindeki gıdaların hareket yönü ağızdan yemek borusuna, oradan da mideye ve sonrasında barsaklara doğrudur. Reflü, mide içeriğinin herhangi bir zorlama olmaksızın geriye doğru, yani yemek borusuna kaçışına verilen isimdir. Bu durum her zaman bir hastalık olarak kabul edilmemektedir. Fakat kişide şikayet yaratacak kadar sıklıkta oluyorsa (haftada 2’den fazla) o zaman bir hastalıktan söz etmemiz mümkün olmaktadır. Siz de Reflü Hastası Olabilir Misiniz? Midenizden göğüse yükselen yanma, ekşime varsa, veya Ağzınıza acı-ekşi su, yedikleriniz geliyorsa, veya Ses kısıklığı, farenjit, larenjit varsa, veya Öksürük – tedaviye dirençli astım sorununuz varsa, reflü hastası olma olasılığınız çok yüksektir. Bu Hastalık Neden Oluşur? Hastalığın oluşumunda pek çok sebep bulunabilir. Bazen mide ile yemek borusu arasında kapak görevi yapan kaslar herhangi bir neden olmaksızın gevşeyip açılabilir. Sonrasında da mide içeriğinin yemek borusuna kaçmasına bağlı olarak şikayetler meydana gelir. Kimi zaman da gelişmiş olan bir mide fıtığı, kapağın çalışmasına engel olur. Reflüye sebep olan daha başka pek çok faktör vardır. Hangi nedenden olursa olsun, buradaki temel sorun, mide asitinin yanlış bir ortama doğru geçişi ve oradaki hücreleri tahrip etmesinden ibarettir. Sanıldığı gibi midedeki asit miktarı yüksek seviyelerde değildir. Asit miktarı normaldir, ama bulunduğu yer yanlıştır. Hastalığın Türkiye’de Görülme Sıklığın Nedir? Yapılan çalışmalarda hastalığın ülkemizdeki görülme sıklığı Amerika Birleşik Devletleri veya Avrupa ülkeleriyle aynı bulunmuştur. Erişkinlerin %20’sini ilgilendiren bir hastalık ile karşı karşıya olduğumuz göz önünde bulundurulmalıdır. Aslında reflü yeni bir hastalık değildir. Bir taraftan son yıllarda kitle iletişim araçlarının yoğun ilgisi ile daha fazla duyulur olmuştur. Diğer taraftan da bu dönemde hem tanı hem de tedavide önemli gelişmeler yaşanmıştır. Geçmişte gastrit teşhisi almış pek çok hastanın aslında reflü hastası olduğu sonradan anlaşılmıştır. Reflü Hastalığında Şikayetler Nelerdir? Tipik şikayetler göğüs kemiğinin arkasında hissedilen yanma hissi ve ağza acı ekşi su gelmesidir. Bazı hastalarda ise alışılmışın dışında farklı yakınmalar söz konusudur. Biz bunlara atipik şikayetler diyoruz. Hastalarda kalp kriziyle bile karıştırılabilen göğüs ağrısına, boğaz, akciğer ve diş sorunlarına (ses kısıklığı, sık sık boğaz temizleme hissi, ses tellerinde polip, öksürük, astım benzeri yakınmalar) rastlanılabilmektedir. Yemek Borusundaki Değişiklikler Herkeste Aynı Şekilde Mi Seyretmektedir? Hastalık değişik formlarda ortaya çıkabilmektedir. Çoğunlukla “non eroziv” dediğimiz şekli ile karşılaşmaktayız. Bu sık görülen tipte, yoğun şikayetlere rağmen endoskopik incelemelerde yemek borusunda gözle görülür bir hasar tespit edilememektedir. Böyle bir durumda endoskopi dışındaki tanı metotlarına başvurmamız söz konusudur. “Eroziv” tipte ise yemek borusunda gözle görülür düzeyde yaralar (ülserler) meydana gelmektedir. Bu durumun derhal tedavi edilmesi gereklidir. Aksi takdirde daha ciddi sorunlarla karşı karşıya kalınabilir. “Barrett” gelişmiş bir üçüncü tip reflü hastalığında ise, yemek borusunda asite maruz kalmış hücrelerin şekil değiştirmiş oldukları görülür. Hücrelerin kendi özgün şekillerini terk edip farklı bir hal almaları (yani Barrett gelişimi), istenmeyen bir durumdur ve yemek borusunda kanser gelişimi açısından riskin arttığını işaret edebilmektedir. Hastalığın Tanısı Nasıl Konulmaktadır? Tanıda en önemli noktalardan biri hastanın şikayetlerinin hekim tarafından ayrıntılı olarak ele alınmasıdır. Zira reflüyle karışabilen farklı hastalıklar olduğu gibi, hastada reflünün yanında ikinci bir sindirim sistemi sorunu da olabilmektedir. Bundan sonraki aşamalarda endoskopik inceleme, pH-metri, BRAVO kapsül pH-metri, impedans, manometri gibi özelleşmiş tetkiklerden biri veya bir kaçı uygulanarak tanı yoluna gidilir. Reflü Hastalığının Tedavisi Nedir ? Reflü hastalığının tedavisinde sosyal tedbirlerden başlayan ve cerrahi girişime kadar değişen farklı seçenekler söz konusudur. Sosyal tedbirler: Yatak başının yükseltilmesi, reflüjenik olduğu bilinen yiyecek ve içeceklerden uzak durulması (portakal suyu, pizza, kolalı içecekler vb.), çok sıkı giysilerin tercih edilmemesi gibi mevcut pek çok sosyal tedbir, genellikle hafif düzeyde reflüsü olan hastalarda etkili olabilmektedir. İkinci seçenek ilaç tedavisidir. Kısaca PPI (proton pompa inhibitörleri) diye bilinen ilaçlar asit salgılanmasını güçlü bir şekilde azaltarak şikayetlerin ortadan kaybolmasına neden olurlar. Ancak ilaç tedavisi çoğu zaman sürekli bir kullanım gerektirmektedir. İlacın bırakılması yakınmaların yeniden ortaya çıkarak hastalığın nüks etmesine neden olur. Bunun nedeni ilaçların sadece kullanıldığı günlerde asit salgısını baskılayabilmesinden kaynaklanmaktadır. Yani, ilaç tedavisi kesin bir tedavi yöntemi olmayıp, sadece kullanıldığı günlerde hastanın yakınmalarını ortadan kaldıran bir tedavi türüdür. Endoskopik tedaviler olarak bilinen girişim modelleri ise gerek Avrupa, gerekse de Amerika kıtasında kendisine sağlam bir yer edinememiştir. Çünkü tedavideki etkinlikleri henüz yeterince tatmin edici düzeye ulaşamamıştır. Reflü tedavisindeki en önemli seçeneklerden biri ameliyattır. Elbette arzulanan bu girişimin laparoskopik yöntemle, yani kapalı cerrahi ile yapılmasıdır. Laparoskopik cerrahi ile midenin üst bölümü, yemek borusunun alt ucuna çepeçevre sarılarak dikilmekte, böylelikle reflünün önüne geçilmektedir. Yaklaşık 45-60 dakika süren operasyonun bir gün sonrasında hastalar taburcu olabilmektedir. Reflü ameliyatından sonra hastaların ilaç kullanma gereksinimleri ortadan kalkarken, 1-1.5 ay kadar uyulması gereken bir diyet dönemi vardır. Ameliyat olan hastaların diyet dönemini tamamlamalarının ardından ameliyat öncesi dönemde sakındıkları gıdaları ve içecekleri de tüketebilmeleri mümkündür. Ameliyat sonrası yaşamda ameliyata bağlı olarak hastalarda gaz ve şişkinlik yakınmaları olabilmektedir. Anti Reflü Cerrahisi Laparoskopik Cerrahi Girişimler: Genel anestezi altında yapılır. Karın duvarı üzerinde 5 adet girişim yeri kullanılır. 1 numaralı girişim noktasından kamera, 2, 3, 4 ve 5 numaralı girişim yerlerinden diğer cerrahi aletler kullanılmaktadır. Eğer mide fıtığı da varsa (yani midenin bir bölümü göğüs kafesinin içinde bulunuyorsa), öncelikle fıtık tamiri yapılarak işleme başlanır. Bazı durumlarda (örneğin mide fıtığı çok büyükse) sentetik bir yama ile fıtık onarımının desteklenmesi gerekebilir. Daha sonra reflüyü tedavi etmek üzere midenin esnek yapıdaki üst bölümü, yemek borusunun alt kısmına ok yönünde çepeçevre sarılır. Böylelikle kapak vazifesi gören bir alan oluşturulur ve sarılan bölüm çepeçevre birbirine dikilerek işleme son verilir. Laparoskopik Cerrahi ve Sonrası: Operasyon süresi ortalama 45 - 60 dakikadır. Hastalar operasyonu takip eden gün taburcu olurlar. 3 – 5 gün içinde normal aktivitelerine ve işlerine dönebilirler. 2 – 3 hafta devam eden bir diyet dönemi vardır. Ameliyata bağlı gaz ve şişkinlik şikayetleri olabilir. Ameliyat sonrası dönemde hastalara çok yüksek ağırlıkları kaldırmaması önerilir. Laparoskopik cerrahinin konforu ve başarısı, hastaların cerrahi tedaviyi kabul etme oranlarını arttırmıştır. Hasta memnuniyeti %95’ler seviyesindedir. Cerrahi Tedavinin İlaç Tedavisine Üstünlükleri: Başarılı bir cerrahi tedavi, reflüye kesin çözüm getirir. İlaç tedavisi ise gerçek anlamda reflüyü önleyemez, sadece ilaç kullanıldığı sürece şikayetleri ortadan kaldırabilir. İlaç kesildikten sonra hastalık tekrarlamaktadır. Zaman içinde ilaçlara direnç gelişebilir. Yani ilaç alsanız da şikayetleriniz yeterince kontrol edilemeyebilir. Ömür boyu ilaç tedavisi herkes için uygun değildir. İlaç yan etkisi Midede atrofik gastrit varlığı Diğer sebepler